Ana içeriğe atla

Şimdik


Şimdik.

Bu kelimeyi İstanbul'da yüksek lisans yaparken, dersini aldığım bir hocadan duymuştum. Bence oldukça başarılı bir geçiş kelimesidir. Bir metne giriş için de oldukça kullanışlı olduğu da aşikar.

Bu yazıda genel bir tema olmaksızın, serbest çağrışımla bir şeyler yazmak istiyorum. Bu blogu niye açtık, kendimizle konuşmak için değil mi?

Bu aralar kilo aldığımı düşünüyorum, her ne kadar tartı bunun o kadar da abartılacak bir durum olmadığı noktasında bana gerekli işaretleri veriyor olsa bile yine de içimde önleyemediğim bir kilo aldım hissi var. Yok merak etmeyin, blumia ya da anoreksiya filan değilim. Zaten bu hastalıkları olabilmek için fazlasıyla şişmanım, 88 kilo kadar.

Bundan yaklaşık 2 hafta önce 86 kiloydum. Bu durum biraz sinirlerimi bozsa bile bundan bir yıl öncesine göre 10 kilo daha hafif olmanın getirdiği bir rahatlıkla akşam yemekten sonra tatlı yeme işini biraz abartmış olabilirim. Kuşkusuz evdeki benden diğerinin son dönemde sardığı ayva tatlısı temalı tatlı menüsü de etkili oldu. Kaymaktı, dondurmaydı efendim cevizdi, kuru yemişti derken farkında olmadan hafif bir yüklendik yine yüklerimizi.

Bir de saymamız gereken son dönemlerde bir hayli geliştirdiğim kek yapma yeteneğim var. Bildiğiniz sıradan kek bu bahsettiğim. Üç yumurta, bir su bardağı şeker, süt, sıvı yağ, iki buçuk su bardağı un, kabartma tozu ve vanilya malzemelerinden meydana gelen basit bir kek aslında ama ikram ettiklerimin beklenmedik övgülerine maruz kalınca daha sık yapmaya başladım. bence o kadar övülecek bir durum yok, işin sırrı yumurtayla şekeri mayonez kıvamına gelinceye kadar bolca çırpmakta sonra diğer malzemeleri ekleyip düşük derecede pişiriyorsun.

Şimdik, son zamanlarda iş yerindeki amir terörizasyonu nedeniyle meydana gelen stres de yeme konusunda beni teşvik etti. İnanılması güç ama kriz anlarını yönetmesini bilmeyen birine amirlik yetkisi vermek kadar saçması yok. Kafası kesik tavuk gibi bir sağa bir sola koşuşturulan bir iş ortamında strese girmemek de mümkün değil. Bundan sonrakilerin daha iyi olmasını ummaktan başka yapacak bir şey yok. Bu yüzden insan akşam olduğunda koşarak evine, eşine, dostuna gitmek ve işi geride bırakmayı dört gözle bekliyor. İyi ki akşam eve gittiğimde kafamın içinde taşımak zorunda olduğum bir işim yok.

Kariyer ile ilgili olarak son dönemlerde iyice emin olduğum bir şey var ki o da bu işi yalnızca para kazanmak amacıyla yaptığım. Bunun dışında yükselmek, iş gezisiyle tatili denk getirip kâra geçmek, küçük çakallıklar yapıp az iş yapmak gibi motivasyonlardan tamamen sıyrılmış ve kendimi çok daha özgür hissediyorum. Bu belki biraz enayilik, ancak ben kendime söz veriyorum ki, hayatımı asla para kazanmam gereken bir iş üzerinden idealize ederek yaşamayacağım. Yapamadığım yerde yapamıyorum diyebilmek amirlerin, pozisyon sahiplerinin elinde olmayan çok büyük bir lüks.onlar yerlerini koruyabilmek için her şeyi yapmak zorundalar, ama ben değilim. Ben sadece elimden geleni yapmakla mükellefim, ötesi yok.








Yorumlar