Ana içeriğe atla
Bu ikinci blog denemem.

İlki tahmin edildiği gibi çok da başarılı olmadı. Ancak bu kez daha rahat bir psikolojiyle yazı yazmanın keyfine vararak bu işi yürütmek istiyorum.

Kim okur kim okumaz kaygısı gütmeksizin, yalnızca içimdekileri dökebilmek, okuyana bir şey anlatmaktan ziyade kendi kendimi anlayabilmek ve kendimle tartışabilmek için yazmak istediğim bir blog olmasını arzuluyorum.

Eskiden yani yaklaşık bir on yıl kadar önce oldukça hevesli ve yazmak için yanıp tutuşan bir gençken bir kaç şiir ve öykü denemem olmuştu. Bir süre önce bile onları okuduğumda yüzüm kızarmış, yazdığım hiçbir şeyi beğenmemiş hatta utanarak her şeyi imha etmiştim. Bunlar bütün insanların varoluşsal sancılar çektiği ergenlik dönemlerinden kalma, asla bugünkü beni anlatmayan ve hatta bilinmesi, duyulması halinde çevrem tarafından gülünç bulunacak kaotik şeylerdi.

Bu hadiseden sonra yazı yazma konusu benim için biraz boyut değiştirdi. Akademik bir hayat hayaliyle çok uzun bir süre kurgu bir metin okumadım. Bilakis okunmasını da aşağılık bir şeymiş gibi adeta hiçbir pragmatik faydası olmayan, çok büyük bir zaman kaybıymış gibi değerlendirdim. O sıralar okuduğum bütün şeyler yabancıların "non-fiction" dedikleri metodu, teorisi ve argümanları olan uzun, sıkıcı ve şekilci metinlerdi. Daha entelektüel bulduğum bu durumdan itiraf etmek gerekirse oldukça da keyif alıyordum. Yaklaşık on yıl süren bu dönem boyunca birçok alanda bir çok bilgiyi öğrendim. Bunları kurcaladım, zaman zaman ontolojik baktım, zaman zaman epistemolojik tartıştım, bazen argümanları mantıkla çürüttüm, bazen çürütenlerden kopya çekip dost ortamlarında hava attım. En son geçen yılın ekim ayında yüksek lisans tezimi tamamlamam neticesinde bir lisans bir yüksek lisans bir de kurum uzmanlık olmak üzere 3 tezi olan biri haline geldim. Bu metinler on yıl önceki yazılarımla aynı akıbeti paylaşamadı tabii ancak bu kez de önümde hiç kimsenin okumadığı bir nevi gıyabında imha olmuş Türk tipi akademik metinler buldum.

Bu noktadan sonra on yıl önceye gittim. Yazmak için duyduğum içten gelen güçlü bir duyguyu yeniden hatırladım. Ancak birkaç küçük denemenin ardından esasında yazma, daha doğrusu okumaya değecek şeyler yazabilme yeteneğimin köreldiğini fark ettim. Bu nedenle on yıldır rafa kaldırdığım "non-fiction" okumama kararımdan dönerek, yaklaşık bir-buçuk yıldır birçok şey okudum. Okudukça kapıldım, kapıldıkça anladım, anladıkça öğrendim, öğrendikçe özümledim ve hep daha fazlası için içimde var olan hissi besledim.

İşte bu nedenle, daha önceki blog deneyimimden de ilham alarak, bu blogu açmaya karar verdim. Kendini geliştirme adlı beyaz yaka hastalığına yakalanmış biri olarak açık öğretimden okuduğum web tasarım ve kodlama bölümü kitapları içinde geçen "bilgi özümlenmiş enformasyondur." cümlesi sonrası bu ismin de bloguma uygun olacağına karar verdim.

Buraya kadar okuyabildiyseniz eğer bu yayınlardan ilki için genel bir giriş oldu. Bundan sonra ne yazacağıma veya bu hevesimi ne kadar süreyle sürdürebileceğime dair en ufak bir fikrim yok. Aşağı yukarı her hafta iki yayın paylaşmayı öngörsem de iş yoğunluğum veya psikolojik durumum nedeniyle kendime kesin bir zorlama zaman aralığı koymuyorum. Ancak en az iki haftada bir bir şeyler yazma niyetim var. Bu o hafta işle, okuduklarımla, gereksiz bilgilerimle, uyduruk yemek tariflerimle, gündemle veya tamamen bambaşka türlü türlü konuyla ilgili olabilir. Benim için önemli olan özümlediğimi düşündüklerimi kendim için yazmak, bunlara değer verilip okunması halinde ise mutlu olmak.

Şimdilik, işte bütün mesele bu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şimdik

Şimdik. Bu kelimeyi İstanbul'da yüksek lisans yaparken, dersini aldığım bir hocadan duymuştum. Bence oldukça başarılı bir geçiş kelimesidir. Bir metne giriş için de oldukça kullanışlı olduğu da aşikar. Bu yazıda genel bir tema olmaksızın, serbest çağrışımla bir şeyler yazmak istiyorum. Bu blogu niye açtık, kendimizle konuşmak için değil mi? Bu aralar kilo aldığımı düşünüyorum, her ne kadar tartı bunun o kadar da abartılacak bir durum olmadığı noktasında bana gerekli işaretleri veriyor olsa bile yine de içimde önleyemediğim bir kilo aldım hissi var. Yok merak etmeyin, blumia ya da anoreksiya filan değilim. Zaten bu hastalıkları olabilmek için fazlasıyla şişmanım, 88 kilo kadar. Bundan yaklaşık 2 hafta önce 86 kiloydum. Bu durum biraz sinirlerimi bozsa bile bundan bir yıl öncesine göre 10 kilo daha hafif olmanın getirdiği bir rahatlıkla akşam yemekten sonra tatlı yeme işini biraz abartmış olabilirim. Kuşkusuz evdeki benden diğerinin son dönemde sardığı ayva tatlısı temalı ta...